Değişim Yaşayan İnternet Projeleri
Bundan 10 yıl kadar önce yazılım bilgisine sahip kişiler çeşitli proje tasarımlarıyla yenilikler oluşturmaya çalıştı. Bazıları var olanları uyarladı, bazıları da tamamen yeni tasarımlar yaptı. Tamamen amatör ruhla oluşan bu projeler internet kullanıcıları tarafından çok ilgi görüyordu. İş ortamında sıkılan ya da okulda, mahalledeki arkadaşlarıyla internette bir araya gelmekten haz duyan binlerce kişi zaman geçirmek ve eğlenmek adına kendilerini internete bağlıyorlardı. Arkadaşlık siteleri, online oyunlar, itiraf siteleri derken internet üzerinden alışverişe imkan sağlayan ve neredeyse grosmarket kadar ürün çeşidi sunan devasa sitelere rastlar olduk. Başlarda amatörce hazırlanan bu siteler ilerleyen günlerde büyük firmalar tarafından bir bir satın alınır oldu. Ardından ortaya çıkan video paylaşım siteleri de bu değişimin ne kadar hızlı olduğunu ispat etti bizlere. Evinde bir ya da 2 kafadarın oluşturduğu projeler artık büyük firmalar tarafından takip ediliyor ve sonunda satın alınıyordu. İçimizdeki o amatör ruh yerine artık para ile beslenen bir yaratığa dönüşmeye başlamıştı. Bu durum sektörde sanki paniğe yol açmıştı. Biri çıkıp arkadaşlık sitesi açtığında çok kısa bir süre sonra milyonlarcası peşinden hareket ediyordu. Bir başkası video paylaşımı projesini milyon dolarlara sattığı an bir anda herkesin projeleri bu yöne kayıyordu. Fakat farkında olmadan bir kısır döngüye giriyorduk. Yeniliklerden uzak sadece taklit işler çıkıyordu ortaya. Her ne kadar taklit olsa da belli bir gelir kapısı olduğu bir gerçek ancak ileriki aşamalar için yaratıcılığımızı sınırlıyorduk. İnternet üzerinde yayın yapan yüz milyon dan fazla site olduğunu düşünürsek herkesten yeni fikir beklemek mantıksız olurdu zaten. Ama boşa zaman harcamakta yapılacak en büyük hataydı.
Günümüzde bir projeden bahsetmek eskisi kadar basit değil artık. Her ne kadar yayın için gerekli isim tescili ve hostinglerin maliyetleri azalıyor olsada bunların yanında çoğalan ihtiyaçlar da artıyor. Örneğin youtube ilk çıktığı zamanlarda bundan yarar sağlamak isteyen webmaster lar kaynak olarak yine youtube kullanıyordu. Ancak kendi alanlarından yayın yapan binlerce video paylaşım sitesinin açılmasıda bahsettiğim ihtiyacı çoğaltan etkenler oldu. Buda extra kaynak istediği için amatör proje geliştiriciler farklı yollar aramaya başladılar. Çünkü rakipler eskisi gibi değildi. Milyon dolarlık şirketlerle savaşmak zorundaydılar ve bunun karşısına çıkmakta mantıklı değildi.
İnternet projelerindeki değişimin başlangıç noktası tamda burasıdır. Yani rekabet. Son zamanlardaki en popüler projelerden biri olan facebook sitesini örnek alırsak her şeyi kolayca anlamış oluruz. Birkaç kafadarın tamamen amatörce oluşturduğu bir projenin kısa zamanda milyon dolarlık tekliflere ulaşması bir rekabetin nasıl yönetildiğini bizlere açıkça sunuyor.
Facebook’un tüm dünyada popüler olmasının ilk nedeni, üyelerinin bilgilerini doğru vermesiydi. Çünkü yıllar önce ayrılan arkadaşlar birbirlerini ancak bu sayede bulabilirlerdi. Herhangi bir arkadaşlık sitesinde yalan yanlış doldurulan bilgi formaları buna en büyük engeldi. Ancak Facebook’ta durum böyle değildi. Hemen herkes adresine, telefonuna kadar bilgilerini gerçek olarak giriyor ve ulaşamadığı eski arkadaşlarına kavuşmayı bekliyordu. Popülerliği hergün artan bu projenin tanıtım zamanı gelmişti ve artık lokalden tüm dünyaya açılmak gerekliydi. İşe profesyonel pr (pablic relations (halkla ilişkiler)) ile başladılar. Bunun bir ayağıda Türkiye’ydi. Çeşitli yazarlar, tv showları, dergi haberleri, ünlülerin katlılımları vs. hepsi bu başarılı pr ın içeriğiydi. Tv programlarında dikkat etmişsinizdir. Konuklardan biri bir markadan bahsedecekken “marka kullanmayalım lütfen” diye uyarı alır program sunucusundan. Ancak bırakın isim söylemeyi, birkaç tv programının ana konusu facebook olmuştu. Bedava isim söylenmesini bile istemeyenlerin konusu olmuşsa pr yönetiminin gücünü siz düşünün artık.
Bu oluşum sadece facebook için geçerli değil değil elbette. Türkiye hedefli birkaç arkadaşlık siteside buna benzer bir yol izledi. Genel anlamda bir pr olmasada büyük bütçelerle reklamlar yapıldı. Büyük şehirlerin büyük reklam panoları kiralandı, kamu araçlarına reklamlar verildi ve hatta tv reklamlarına kadar gitti tanıtımlar. Bu büyük bütçeli projelerden fayda sağlamakta basitti aslında. Proje sahibi firmayı satın alacak güçte olan başka firmalarda bu oluşumlardan fayda sağladı. Önceden yazdığım bir makalede bu içeriğin mantığını kısaca anlatıyor.
Buradan çıkaracağımız anlam aslında çok basit. Artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığıdır. Çünkü bir oda içinde, garajda ya da başka basit bir yerde projeyi oluşturmak yeterli değildir. İnternet sadece bizler için değil büyük firmalar içinde gelir kapısı olmaya başladı ve bu durumda rekabet yetimizin yüksek volümde olmasını şart koşuyor. Tıpkı reel yaşamda olduğu gibi. Sanal ortam dediğimiz oluşumda artık reel yaşamın kurallarının geçerli olduğunu kesinlikle unutmamamız gerekiyor. Bir projenin tutmasını hedeflerken, bir şirket önettiğimizi ve rakiplerimizinde şirketler olduğunu asla unutmayalım. Aksi halde zamanımızı boşa harcamaktan ileriye gidemeyiz.
Kaynak : www.dijitaltasarim.com
Bundan 10 yıl kadar önce yazılım bilgisine sahip kişiler çeşitli proje tasarımlarıyla yenilikler oluşturmaya çalıştı. Bazıları var olanları uyarladı, bazıları da tamamen yeni tasarımlar yaptı. Tamamen amatör ruhla oluşan bu projeler internet kullanıcıları tarafından çok ilgi görüyordu. İş ortamında sıkılan ya da okulda, mahalledeki arkadaşlarıyla internette bir araya gelmekten haz duyan binlerce kişi zaman geçirmek ve eğlenmek adına kendilerini internete bağlıyorlardı. Arkadaşlık siteleri, online oyunlar, itiraf siteleri derken internet üzerinden alışverişe imkan sağlayan ve neredeyse grosmarket kadar ürün çeşidi sunan devasa sitelere rastlar olduk. Başlarda amatörce hazırlanan bu siteler ilerleyen günlerde büyük firmalar tarafından bir bir satın alınır oldu. Ardından ortaya çıkan video paylaşım siteleri de bu değişimin ne kadar hızlı olduğunu ispat etti bizlere. Evinde bir ya da 2 kafadarın oluşturduğu projeler artık büyük firmalar tarafından takip ediliyor ve sonunda satın alınıyordu. İçimizdeki o amatör ruh yerine artık para ile beslenen bir yaratığa dönüşmeye başlamıştı. Bu durum sektörde sanki paniğe yol açmıştı. Biri çıkıp arkadaşlık sitesi açtığında çok kısa bir süre sonra milyonlarcası peşinden hareket ediyordu. Bir başkası video paylaşımı projesini milyon dolarlara sattığı an bir anda herkesin projeleri bu yöne kayıyordu. Fakat farkında olmadan bir kısır döngüye giriyorduk. Yeniliklerden uzak sadece taklit işler çıkıyordu ortaya. Her ne kadar taklit olsa da belli bir gelir kapısı olduğu bir gerçek ancak ileriki aşamalar için yaratıcılığımızı sınırlıyorduk. İnternet üzerinde yayın yapan yüz milyon dan fazla site olduğunu düşünürsek herkesten yeni fikir beklemek mantıksız olurdu zaten. Ama boşa zaman harcamakta yapılacak en büyük hataydı.
Günümüzde bir projeden bahsetmek eskisi kadar basit değil artık. Her ne kadar yayın için gerekli isim tescili ve hostinglerin maliyetleri azalıyor olsada bunların yanında çoğalan ihtiyaçlar da artıyor. Örneğin youtube ilk çıktığı zamanlarda bundan yarar sağlamak isteyen webmaster lar kaynak olarak yine youtube kullanıyordu. Ancak kendi alanlarından yayın yapan binlerce video paylaşım sitesinin açılmasıda bahsettiğim ihtiyacı çoğaltan etkenler oldu. Buda extra kaynak istediği için amatör proje geliştiriciler farklı yollar aramaya başladılar. Çünkü rakipler eskisi gibi değildi. Milyon dolarlık şirketlerle savaşmak zorundaydılar ve bunun karşısına çıkmakta mantıklı değildi.
İnternet projelerindeki değişimin başlangıç noktası tamda burasıdır. Yani rekabet. Son zamanlardaki en popüler projelerden biri olan facebook sitesini örnek alırsak her şeyi kolayca anlamış oluruz. Birkaç kafadarın tamamen amatörce oluşturduğu bir projenin kısa zamanda milyon dolarlık tekliflere ulaşması bir rekabetin nasıl yönetildiğini bizlere açıkça sunuyor.
Facebook’un tüm dünyada popüler olmasının ilk nedeni, üyelerinin bilgilerini doğru vermesiydi. Çünkü yıllar önce ayrılan arkadaşlar birbirlerini ancak bu sayede bulabilirlerdi. Herhangi bir arkadaşlık sitesinde yalan yanlış doldurulan bilgi formaları buna en büyük engeldi. Ancak Facebook’ta durum böyle değildi. Hemen herkes adresine, telefonuna kadar bilgilerini gerçek olarak giriyor ve ulaşamadığı eski arkadaşlarına kavuşmayı bekliyordu. Popülerliği hergün artan bu projenin tanıtım zamanı gelmişti ve artık lokalden tüm dünyaya açılmak gerekliydi. İşe profesyonel pr (pablic relations (halkla ilişkiler)) ile başladılar. Bunun bir ayağıda Türkiye’ydi. Çeşitli yazarlar, tv showları, dergi haberleri, ünlülerin katlılımları vs. hepsi bu başarılı pr ın içeriğiydi. Tv programlarında dikkat etmişsinizdir. Konuklardan biri bir markadan bahsedecekken “marka kullanmayalım lütfen” diye uyarı alır program sunucusundan. Ancak bırakın isim söylemeyi, birkaç tv programının ana konusu facebook olmuştu. Bedava isim söylenmesini bile istemeyenlerin konusu olmuşsa pr yönetiminin gücünü siz düşünün artık.
Bu oluşum sadece facebook için geçerli değil değil elbette. Türkiye hedefli birkaç arkadaşlık siteside buna benzer bir yol izledi. Genel anlamda bir pr olmasada büyük bütçelerle reklamlar yapıldı. Büyük şehirlerin büyük reklam panoları kiralandı, kamu araçlarına reklamlar verildi ve hatta tv reklamlarına kadar gitti tanıtımlar. Bu büyük bütçeli projelerden fayda sağlamakta basitti aslında. Proje sahibi firmayı satın alacak güçte olan başka firmalarda bu oluşumlardan fayda sağladı. Önceden yazdığım bir makalede bu içeriğin mantığını kısaca anlatıyor.
Buradan çıkaracağımız anlam aslında çok basit. Artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığıdır. Çünkü bir oda içinde, garajda ya da başka basit bir yerde projeyi oluşturmak yeterli değildir. İnternet sadece bizler için değil büyük firmalar içinde gelir kapısı olmaya başladı ve bu durumda rekabet yetimizin yüksek volümde olmasını şart koşuyor. Tıpkı reel yaşamda olduğu gibi. Sanal ortam dediğimiz oluşumda artık reel yaşamın kurallarının geçerli olduğunu kesinlikle unutmamamız gerekiyor. Bir projenin tutmasını hedeflerken, bir şirket önettiğimizi ve rakiplerimizinde şirketler olduğunu asla unutmayalım. Aksi halde zamanımızı boşa harcamaktan ileriye gidemeyiz.
Kaynak : www.dijitaltasarim.com