İyinet'e Hoşgeldiniz!

Türkiye'nin En Eski Webmaster Forum'una Hemen Kayıt Olun!

Kayıt Ol!

"Nefes" filminde ki komutan askere henüz gitmemiş,yaşı 35.

sepulchral

0
İyinet Üyesi
Katılım
6 Ekim 2005
Mesajlar
3,975
Reaction score
2
Konum
İyinet
"Nefes" filmdeki yüzbaşı rolüyle büyük beğeni toplayan Mete Horozoğlu, 35 yaşında ama hâlâ askere gitmemiş

648365_2.gif


Bir sınır karakolundaki 40 askerin yaşamını anlatan “Nefes” filmi, 2 milyon seyirciye ulaştı. Filmdeki yüzbaşı rolüyle herkesin nefesini kesen, içtima sahnesindeki konuşmasıyla izleyenleri gözyaşlarına boğan 35 yaşındaki oyuncu Mete Horozoğlu, aslında bir savaş karşıtı. Vatan gazetesine konuşan Horozoğlu, “Kürt açılımına 'İki Dil Bir Bavul' filmi gibi bakıyorum. Tek başına 'Nefes' filmi açılım için bir şey ifade etmez. 'Nefes'le beraber 'İki Dil Bir Bavul'u izleyebiliyor ve ikisini aynı potada eritebiliyorsanız, işte o zaman açılım olur” diyor.

Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?

Aslında biraz tesadüf eseri oldu. Antalya'daki otellerde animasyon yaparken bir gün işi bırakıp memleketim Ankara'ya döndüm. Dublaj yapan arkadaşlarım vardı, “Sen de bu işi dene” dediler. Bu arada Ankara Devlet Tiyatrosu'nda bir süre figürasyon yaptım. Çetin Tekindor'la tanıştım. Yanımdakilere “Bu meslek nasıl yapılıyor” diye sordum. Bir arkadaş konservatuvara girmem gerektiğini söyledi. Ben de öyle yaptım ve 1997'de Eskişehir Anadolu Lisesi Devlet Konservatuvarı'nı kazandım.

“Nefes” filmi için teklif ne zaman geldi?

İstanbul'a 2003'te geldim. 4 sene tiyatro yaptım. “Nefes”in teklifi de tiyatrodan ayrılmama denk geldi. Levent Semerci, herkesin çalışmak istediği, enteresan bir yönetmendir. Yardımcısı Hande Türkel de okuldan arkadaşımdır. Başlarken “6 ay sürer” dedik ama çekimler 21 ay sürdü.

Çekimlerde neler yaşadınız?

Halkalı'da çok sert bir emekli komando bizi eğitti. Açıkçası, o astsubayın samimiyetiyle başladı her şey... Çünkü biz o gelene kadar sadece askeri kostümler giymiş oyunculardık. Yaptığımız işi “Ödememiz gereken diyet” gibi görüyorduk.

O nasıl değiştirdi sizi?

“Ben sizin oyunculuğunuza hiç bakmam, bana sizi eğiteceğim söylendi” dedi. Zaman zaman öyle acı çektik ki, bir ara onu dövmeyi falan düşündük. Ama adama hiçbir şey işlemiyordu. Yemeğimizden giyinmemize, tüfeği tutmaya kadar her şeyi ondan öğrendik...

Komutanlığı da mı?

Hayır, filmdeki komutan benden çıkan bir şeydi. “Ben komutan olsam, nasıl olurdu” gibi bir şey... Bu benim oyunculuğumla alakalı... İlk önce ben karar verdim ve yönetmene gösterdim.

Film ölüme gitme duygusunu anlatıyor biraz da...

Orada zaten “Vatan için ölmek” diye bir durum var ve herkes ona çok inanıyor. Zaten öyle bir şeye inanmazsan, bir arada durmak diye bir şey mümkün olmayacak. Kendimi düşünüyorum. Ancak “Vatan için ölürüm” diyebilecek durumdaysan orada durabilirsin, zaten bunu da demek durumunda kalıyorsun... Bireysel olarak “Vatan için ölür müsün” diye sorduğunda, insanlardan değişik cevaplar alabilirsin. Ama ne hikmettir ki, bu memleketin çocukları bir araya gelince, vatan için ölmeyi kabulleniyorlar. Bu duruma üzülen, “Olmaması gereken duygu” olarak bakanlar da vardır ama bu memleket böyledir.

Peki siz neden bugüne kadar askere gitmediniz?

Tabii ki gideceğim... Yaşım 35 oldu. Ama yüksek lisans yapıyorum. Derslerde Haluk Bilginer ve Ezel Akay gibi adamlar var. Onlardan eğitim alma şansı her oyuncuya nasip olmuyor. O yüzden, askerlik görevimi erteleyip eğitime devam ettim. Tezimi bitirince askere gidiyorum...

Diyelim ki, askerde filmdeki gibi dağ başında bir sınır karakoluna düştünüz...

Ne yapılması gerekiyorsa, onu yaparım herhalde... Oradaki herkesle aynı duyguları hissederim. Bir sorun yaşarsam da, “Bu filmi çektim de duygularım değişti” diye bir ruh hali içine gireceğimi zannetmiyorum.

Hiç korkunuz olmaz mı?

Olmaz olur mu? Tabii ki korku olur. Oraya çatışmaya gideceksin... Ama inşallah öyle bir şey olmaz. Çünkü o duruma giren insanın, oraya gitmeden önceki insana dönüşü yoktur. Bütün Türk ailelerinin oraya gidip de bu durumla karşılaşmış bir arkadaşı ya da akrabası vardır.

Güneydoğu sorununu böyle çarpıcı anlatan bir film için neden bu kadar beklenildi?

Türk sanatı çok uzun zamandır memleket sorunlarını anlatmaktan uzaklaşmıştı. Sinemamız da öyle... Biraz sanatın “eğlence” tarafını ele alıyoruz. Halbuki, memlekette sanatla anlatabilecek çok sorun var. 25 senedir ciddi bir savaş konseptinde ilerleyen bir çatışma dönemi var. Bu sorun ne tiyatromuzda, ne sinemada, ne de televizyonda yer almadı. “Nefes” bu konuyu ilk işlediği için bir milat... Sanatın da bu sorunu işlemeyi cesaret edememesi, bence terörün uzun yıllardır devam etmesinin de bir sebebidir...

Siz nasıl bakıyorsunuz Kürt açılımına?

Kürt açılımına “İki Dil Bir Bavul” filmi gibi bakıyorum. Tek başına “Nefes” filmi Kürt açılımı için bir şey ifade etmez. “Nefes” filmi ile beraber “İki Dil Bir Bavul”u izleyebiliyorsanız ve ikisini de aynı potada eritebiliyorsanız, işte açılım o zaman olur.

“Nefes”, Güneydoğu gerçeğine ne kadar tarafsız bakıyor?

Bu film Güneydoğu'da 1993 yılında, spesifik bir karakolda, spesifik insanların yaşadığı hikayeyi anlatıyor. Filmde bir taraf tutma durumu yok... “Orduyu tutuyor” desem, değil. Filmde askerlerin hepsi çatır çatır ölüyor. Kimi ağlayarak ölüyor, kimi korkarak... Kahramanlık da anlatılmıyor. Çünkü kimse Rambo değil. Ordunun mühimmat ve istihbarat eksiği var. Film ordunun da bir sürü eksiğini gösteriyor. “Orduyu övüyor” desek değil, “Öteki tarafı övüyor” desek, o da değil... Önyargıları bir yana bırakmalıyız.

Filmde karakoldaki askerler bir kış boyunca baskını bekledikleri halde, neden bu kadar hazırlıksız yakalanıyor?

Gerçekten de böyle hazırlıksız yakalanan yerler var. O çatışmaları yaşayan insanlar böyle söylüyorlar. Bunu bizzat Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'dan duydum. “Ben 1993-95 yılları arasında böyle bir karakolda görev yaptım, evet böyle mühimmat ve teçhizat eksiğimiz vardı, şu anda bu durumda değiliz ama böyle durumlar yaşanmıştır” dedi.

Bu film sizce neyi sorguluyor?

Film orduya dair askerlikten soğutma durumunu vermiyor, o karakoldaki durumları sorguluyor. “Orada insanlar neden ölüyor arkadaş?” sorusunun cevabını arıyor. Filmde taraf tutma durumu yok. Filmi izlerken ön yargıları bir tarafa bırakmak gerekiyor. Film erkekleri olduğu kadar kadınları da etkiliyor.

Mizacınız hep filmdeki komutan gibi sert mi?

Hayır, aslında komik biriyimdir. TRT'deki “Hesaplaşma” dizisinde de polisi oynuyorum. Ama bana hep komedi oynamamı tavsiye ederler. “Tam sit-com oynayacak adamsın” derler. Genelde güleçim. Hayatın esprili tarafında yer almayı severim. Filmde ciddi halimi görüyorsunuz, çünkü mevzu ciddi... Kaşlarımı çattığımda gerçekten de “sert” oluyorum.
 

bilgi

0
İyinet Üyesi
Katılım
23 Eylül 2004
Mesajlar
6,835
Reaction score
171
Konum
►∞
Askerlik = Savaş değildir
Askerlik hazırlanmaktır, hazırlıklı olmaktır.
 

dahi

0
İyinet Üyesi
Katılım
15 Ekim 2007
Mesajlar
166
Reaction score
0
Askerleri motive eden görüntüsü tam bir komutan gibiydi, motive kolay iş değil.
 

hapee

0
İyinet Üyesi
Katılım
11 Eylül 2009
Mesajlar
89
Reaction score
3
Konum
N/A
zaten bu yüzden "sanatçı" deniyor bu kişilere,
Askerleri motive eden görüntüsü tam bir komutan gibiydi, motive kolay iş değil.

Sanatçı nedir

. Güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren (kimse), sanat adamı, sanat eri, sanatkâr.
Sinema, tiyatro, müzik gibi sanat eserlerini oynayan, yorumlayan, uygulayan (kimse):"Türk tiyatrosunun en önde gelen kadın sanatçıları arasında yerini alıverdi."- H. Taner.
 

Türkiye’nin ilk webmaster forum sitesi iyinet.com'da forum üyeleri tarafından yapılan tüm paylaşımlardan; Türk Ceza Kanunu’nun 20. Maddesinin, 5651 Sayılı Kanununun 4. maddesinin 2. fıkrasına göre, paylaşım yapan üyeler sorumludur.

Backlink ve Tanıtım Yazısı için iletişime geçmek için Skype Adresimiz: .cid.1580508955483fe5

Üst